Yalnız Kalmamak İçin Kendi Benliğini Unutan Bir Kadının Farkındalık Hikayesi

Her insan yalnız kalmaktan korkar. Yalnızlıktan korkmak, tek başına vakit geçirmeyi sevmemek anlamına da gelmez üstelik. Yalnız vakit geçirmek, yalnızlığı sevmekle; yalnızlıktan korkmak aynı şey değildir.

Ve bir insan bazen farkında olmadan, sırf yalnız kalmamak için kendi benliğini unutabilir; ya da bile isteye kendisinden vazgeçebilir. Bu da son derece insani bir durumdur.

Bize bu cümleleri kurduran şey, ekşisözlük yazarı “romica”nın, samimi bir dille anlattığı hikayesi. O genç yaşına bir çok şeyi sığdırmış bir kadın ve onun da hepimiz gibi yalnızlıktan korktuğu zamanlar olmuş. Sonra bir gün kendisini hatırlamış… İşte onun, tüm kadınlara ilham verebilecek farkındalık yazısı…

“20 gün sonra 36 yaşına girecek bir ablanız olarak kabul edin sözlerimi.

ben hayatı tersinden yaşadım. 18 yaşıma basana kadar barlara girmeye çalışıp, reşit olduğum gün duruldum. 19 yaşımda beraber yaşamaya başladığım adamla 21 yaşımda evlendim. 22 yaşımda anne oldum, 24 yaşımda ikinci çocuğum oldu. ikinci çocuğumu emzirirken üniversiteye döndüm. okudum, çalıştım, çocuklarımla ilgilendim. 30 yaşıma gelip yurtdışında burs kazandığımda, 1 yıllığına çocukları anneme emanet edip gittim. döndükten bir süre sonra da boşandım.

en çok bana veriyorlardı bu mesajı: boşandın, hayatın bitti, orta yaşlısın artık, iki çocuğun var diye… ben de bu durumu kanıksamaya başlamıştım artık. ne de olsa artık genç değildim. bundan dolayı normalde özgüvenim yüksek olsa da hayatımdaki kişiyi memnun etmek için saçma sapan şeyler yaptım.

şubat ayının sonunda birden bir aydınlanma yaşadım. karşımdaki adam kaşımdan gözüme, kılığımdan kıyafetime, saçımdan makyajıma kadar her şeyimi eleştiriyordu. incir çekirdeğini doldurmayacak bir “ben kıvırcık saç sevmiyorum, o saçların hep toplu olacak!” tartışmasından sonra banyoya gittim. aynaya baktım ve “ne yapıyorum ben?” diye sordum kendime… bütün hayatını kendi dilediği gibi yaşamış, hep seven ve sevilen biri olmuştum. aynanın karşısındaki kişi ise ben değildim artık. yalnız kalmaktan korktuğu için sürekli taviz veren bir kadın vardı karşımda ve ben o kadından hiç hoşlanmadım.

o aynanın karşısında saçlarımı kökünden kazıdım. o “ne yaptın sen??!” diye bağırırken adamın karşısına geçip eline saçlarımı verdim ve dedim ki “ister fön çek topla, ister kıçına sok bunları, hadi hoşçakal!

sonrasında pişman olur muyum acaba diye düşünmüştüm ama açıkçası şu güne kadar herhangi bir pişmanlık yaşamadım. 36’ya merdiven dayamış, kocaman çocukları, 1,5 metrelik boyu, subay traşı saçları olan bir kadının bile her gün bir şekilde iltifat alabileceğini gördüm.

kimseye mecbur değiliz hemşirelerim. hayatımız bitiyor falan değil. özgüveninizi zedelemeye çalışan kara propagandalara aldanmayın. biz kendimizi sevip beğenince başkalarının da beğeneceğini unutmayın. özgüveninizi sağlam tutun, yürüyüşünüz bile değişir.

30 yaşında kadın genç kızlıktan kadınlığa daha yeni terfi etmiştir. kendini keşfetme sürecinin en başındadır. iyi insanlara karşı iyi ve mütevazi olurken, egosunu zedelemeye çalışan terbiyesizlere karşı da “bastığım toprağı, soluduğum havayı şereflendiriyorum!” mesajını vermelidir.

ayrıca “30 yaşına gelmiş kadın çok rerörerö!!” diyen adamların hiçbiri bir biscolata erkeği değil, lütfen bunu unutmayın. çoğu benim bakkal hüseyin efendi’ye benziyor…

– ne yaptın hocam sen ya? yakışıyor mu hiç bu yaşta? bayan dediğin uzun saçlı olur!
+ baymayan olmaya karar verdim.”

İLGİLİ YAZILAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Advertisement -

SON YAZILAR