Edebiyatımızın Ünlü Kalemlerinden Kadına Değer Veren 9 Büyülü Şiir

Mar 07, 2017

Öncelikle birkaç yere “Kadın nedir?” diye soralım ve kadın kelimesinin karşılıklarına bir bakalım:

*Kadın, dişi cinsiyetinde olan insandır. (Vikipedi)

*(1)Erişkin dişi insan, hatun, hatun kişi, zen
(2)Analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri, becerileri olan
(3)Hizmetçi bayan
(4)Bayan (TDK)

*Evlenmiş ya da kızlığını yitirmiş dişi insan (Google otomatik tanımlama)

Bunun üzerine, kadının ülkemizdeki yeri hakkında da bir şeyler konuşalım isterdik ancak sanıyoruz bu tanımlar, o yeri fazlasıyla açıklıyor. Tüm bu sözlük karşılıklarının dışında bir de, internet aramasında karşımıza çıkması mümkün olmayan ya da basılı sözlüklerde bulunmayan; “çiçek, böcek” gibi; kadına değer vermek niyetiyle(acaba?) uydurulmuş sığ toplumsal tanımlamalar var elbette… Kısacası, kadın deyince herkesin söyleyecek bir şeyi var işte.

Oysa biz kadınlar kendimizi, “insan olmak” dışında başka bir tanımın veya kalıbın içine sokmuyoruz. Kendimizi erkeklerden ya da ne bileyim; doğadaki bir çiçekten, ağaçtan daha değerli; üstün görmüyoruz. Ve birileri, neden bu kelimenin üzerine bu kadar fazla düşünüyor(!); hiç durmadan tanımlar üretiyor; anlamaya çalışıyor ama bir türlü anlayamıyoruz.

Sadece şu farka değineceğiz: Zamanında da birileri oturup kadınlar üzerine düşünmüş; şarkılar, şiirler söylemiş. Ancak bunu öylesine naif, öylesine narin yapmış ki; bugün hal böyleyken; insanın içi bir tuhaf oluyor, ister istemez gözleri yaşarıyor…

Gelin şimdi bir de, edebiyatımıza değer katan isimlerden, bugünkülere hiç benzemeyen “kadın” tanımlarına bakalım…

1. “O benim kollarım, bacaklarım, başımdır.
Yavrum, annem, karım, kız kardeşim,
Hayat arkadaşımdır.”

“Kimi der ki kadın
Uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın
Yeşil bir harman yerinde
Dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir,
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran.
Kimi der ki çocuk doğuran.
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal.
O benim kollarım, bacaklarım, başımdır.
Yavrum, annem, karım, kızkardeşim,
Hayat arkadaşımdır.”

Nazım Hikmet Ran

2. “Yarısı sevgili, yarısı aşk…”

“bir kadını ortadan ikiye böl…
yarısı annedir,
yarısı çocuk,
yarısı sevgili
yarısı aşk…

duyanlar bunu bilmez,
görenler anlamaz bunu!
yarısı rivayettir,
yarısı gece.”

Cemal Süreya

3. “Aşk, kadının göz kapaklarındadır.”

“Bir kadının dudaklarında değildir aşk.
Bedeninde hiç değildir.
Aşk, kadının göz kapaklarındadır.
Kadın, göz kapaklarında saklar o adamı.
Ne kadar yanarsa yansın canı, ağlayamaz bazen.
Sımsıkı yumar gözlerini.
Adam hep orda kalır.
Kadın, asla bırakmaz adamı.
Kadın, asla vazgeçmez ondan.”

Özdemir Asaf

4. “İnsan kadın olunca…”

“bir kadınım ben ve insan kadın olunca
her şeyi unutur yüreğinin içindekinden başka…”

Lale Müldür

5. “Biz kadınız, bilmeden seviyoruz bu kedileri…”

“biz kadınız, bilmeden seviyoruz bu kedileri
seviyoruz, bir sevilme içgüdüsüyle
bu bizim yüzümüzde ufacık çizgiler oluyor – acaba?
evet, çok değil konuşurken düzeltiyoruz
orayı burayı topluyoruz, yeriyse çocuklarımızı öpüyoruz
ama biliyorsunuz ki gene de
hepimiz, işte hepimiz
bitmenin, tükenmenin yorgunluğu içinde.

gözler mi? tavana dikili, hayır, pencereye
yağmalar, sürgünler, yangınlar içinde
çünkü bu boşluk; tüneller, çukurlar, kapkacak ağızları
mağaralar, denizler, gökyüzleri değil de
bu boşluk, o bir türlü dolduramadığımız, o
orman, dağ, kısacası evrenle.

biz bu lavanta kokularını bilmeden taşıyoruz
biz bu tavana bilmeden eski rengine boyuyoruz
bu bizim terliklerimizde ufacık güller oluyor – acaba?
evet, çok değil, onları bilmeden hoşa gideriyoruz
sormayın, ama sormayın, bilmeden aralık tutuyoruz kapılarımızı
bilmeden bekliyoruz, bilmeden uyuyoruz sabahlara değin
kim bilir, belki de biz
tanrısıyız en olunmaz şeylerin.

bu bizim en düzenli hareketimiz: olmak
asılıp kalmışız sokak fenerlerine
asılıp kalmışız öyle, görenler bizi görüyor
görenler bizi görüyor ve gidip geliyoruz dikkatle
doğrusu, niye saklayalım, hepimiz bunu yapıyoruz
ama biz yaşıyorken de bunu yapıyoruz sadece
cansız
ve gidip geliyoruz dikkatle.

biz bu kendimizi boşuna soruyoruz kendimize
boşuna asıyoruz onları, boşuna öldürüyoruz
bu bizim gözlerimizden ufacık şeyler geçiyor – acaba?
evet, çok değil, bakışırken düzeltiyoruz
biz ne garip şeyleriz ki; doluyuz, bazıyız, avuntuluyuz
ve bizim en güzel öldüğümüzdür bu: yaşamak
ben biliyorum, yalan mı, siz de biliyorsunuz.”

Edip Cansever

6. “Kadın,
Kalıp değil bir fikir…”

“Kadın
Kalıp değil bir fikir…
Elmas sorguçlu fakir;
Açıkta sırrı bakir;
Kadın…

Çölde kaçan bir serap;
Yönü kementli mihrap…
Madeni som ıstırap;
Kadın…

Dipsiz hasrete tuzak;
En yakınken en uzak….
Tadı zehrinde erzak;
Kadın…

Bir işaret, bir misal;
Ayrılık remzi visal…
Allah’a yol bir timsal;
Kadın…”

Necip Fazıl Kısakürek

7. “Bir kadın göğsü başlarsa konuşmaya,
En güzel deniz olur…”


“Bir kadın göğsü başlarsa konuşmaya,
En güzel deniz olur;
En sakin demiyorum
Başın döner dalgasından
Nereye gittiğini unutup
İntihar etmek istersin
Baktıkça bu muhteşem denize.
Vapurdan atlayanlara selam…”

Ümit Yaşar Oğuzcan

8. “Kadınlar kadınlar dağlara doğru
Özlemlerle acılarla bir Anadolu”


“Üç etekli, ak poşulu, türkü bakışlı
Kadınlar yürüyor dağlara doğru
Leylak moru gülkurusu dağlara doğru
Özlemlerle acılarla bir Anadolu
Sivaslı mı Urfalı mı bilemem gayri
Kadınlar kadınlar dağlara doğru

Çalı çırpı sıla gurbet dağlara doğru
Sarı sıcak ak cibinlik dağlara doğru
Ordu ordu çekip gider ayçiçekleri
Bakma Turaç bakma bana, bakma el gibi
Bilemezler avcının kim olduğunu
Sezmişler düşmanın kokusunu
Kadınlar kadınlar dağlara doğru
Özlemlerle acılarla bir Anadolu
Bu sıtmalı gecelere bu beşikleri
Bakma Turaç bakma bana bakma el gibi.”

Hasan Hüseyin Korkmazgil

9. “Kadınlar sonbahar yapraklarını dökmeye başlar
Titrek dudaklarında sarışın bir keder”


“Kadınlar sonbahar yapraklarını dökmeye başlar
Titrek dudaklarında sarışın bir keder
Nabız kaybolur, kan susar, dolaşım yavaşlar
Sisli bir nebülöz, gökte yazılmamış şiirler

Dargın sevgililer yalnızlıklarına uzaklaşıyor

Anlaşılmaz çocukluğun ortaokullarından ders zilleri
Kilitli defterlerde kurutulmuş menekşeler
Tehlikeli yolculukların kanat çırpan mendilleri
Sazdan saza azalan hicranlı köçekçeler

Dünkü delikanlıları yaşlılığa taşıyor

Eylül şehirleri yağmurlu gürültülerle alır yerlerini
Deniz kahvelerinde son kadehlerde bulutlar birikir
Ilık bir aydınlıkla yıkayıp yorgun ellerini
Görgülü ihtiyarlar bir bir ortalıktan çekilir

Yaşlandıkça insan dünya başkalaşıyor.”

Attila İlhan

Facebook Yorum

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

Yeni Çıktı!